Bu iki güç odağı emperyalizmin ve siyonizmin ikiz kuleleridir.
Filistindeki canlı SOYKIRIM'a seyirci kalan AB,ABD ve siyonist sermayenin Türkiye'yi bölme,parçalama;mili gururlarını aşağılama adına Ermeni Soykırımı masalını seslendiren Fransız soytarılarına alkış tuttuklarını dikkatle takip ediyoruz.
Batı Dünyasının kültürel değerlerine paydaş olmamız mümkün değildir.Ülkemizin zengin bir ülke olmaması,demokrasisinin kökleşmemesi,kişi temel haklar ve hürriyetlerimizin tam olarak korunuyor olmasa dahi AB Komiserlerinin ülke içişlerimize karışarak yetkililere emirler vermesi şunu şöyle şunu böyle yapacaksınız dsemesi kepazelikten başka değildir.
Yurttaşlarımız için ülke standartlarının yükseltilmesi için elimizden geldiğince çalışmak zorundayız...Ama bunu birileri istiyor diye değil bizim insanımız en iyisine layıktır düşüncesiyele hareket edilmelidir.Saygılarımla...
Bokot ikamesi mümkün ürünler için yapılmalıdır.Eşkiyaları,haydutları boykot edelim demekle gelişmiş teknoloji ve sanayi ürünlerini almamak gibi bir anlam çıkarılmamalıdır.
Genel ve sürekli boykotla hedeflenen günlük tüketilen gıda maddeleri ile keyif verici maddelerin (sigara,kahve,cola vs.)ülkemizde ve dünyada tüketiminin azaltılmasıdır.Bu ürünlerin ikamesi mümkün hem de bazıları tüketilmesi de insan hayatını idame etmesinde güçlük doğurmaz.
Küresel haydutların dünyaya hakim kılmaya çalıştıkları karanlık emellerinin önüne geçmek için ilk önce bu vampirlere lojistik destek veren teşekküllerin teşhis edilmesi ve onları izole edilmeye çalışılması gereklidir.
Kendi halinde,dürüst iş yapanlara karı toptan bir yabancı düşmanlığı yapmak da doğru bir bakış açısı değildir.Siyonizm ve Bush olu WWW.Bush diktasi tüm insanlık için apaçık bir tehlikedir...Saygılarımla...
Terörizmi savunanları,teröre destek olanları,devletçe terör yapanları ve terörist devletlere hamilik yapanları şiddEtle kınıyorum.Çirkin savaşın kapsamına kadın çocuk demeden sivil hedefleri dahil edenler yazıklar olsun;açtıkları kan oluklarında umarım kendileri boğulurlar.
Ortadoğunun KORSAN DEVLETİ İsrail'i ve onun uydusu olan ABD ve İngiltere'ye karşı dünya insanlarını yaygın ve sürekli BOYKOTA davet ediyorum.Bu beladan kaçış yok;BİR GÜN BİZİM DE BAŞIMIZA BOMBALAR YAĞABİLİR...
Tüm insanlığı barış ve huzuru için hak ve adelet duygusunu kaybetmiş barbarlara karşı her birey elinden geldiğince mücadele etme yöntemleri geliştirmelidir.İnsanlığın başına bela olan malum mafyavari devletlerdir;halkları ise kardeşimizdir.Saygılarımla...
Niyet okuma için fazla bilgili olmaya gerek yok İsrail kültürünü dünyayı algılama ve yorumlama tarzını ya da Siyonizmi araştırın İsrail'in neyi amaçladığını anlayabilirsiniz...
Misak-ı Milliyi hafızasında tutanlara bilsinler ki vatan topraklarının bir kısmı fiilen İsrail ve onun uşağı ABD'nin işgali altındadır.
Bağdatı,Filistini bombalayanların .Antep'i,İzmir'i,K.Maraş'ı işgal edenlerden farkı nedir?...
Müslüman Coğrafyası,Siyonizmim askeri,siyasi ve ekonomik tahakkümü altında ezilirken fiilen Türkiye saldırır mı diyen kardeşime diyorum ki ülkemiz zaten askeri olamayan bir işgal altındadır.İşgal geçen yüzyıllarında olduğu gibi topla tüfekle ülke zaptı tarihe karıştı.Günümüzdeki riyakar dünyada bayrağı gönderede dalgalanan milli parası olan develetelerin çoğunluğu birer MUZ cumhuriyetleridir.Saygılarımla...
Filistin; yakın doğu diyarı
Suriye çölü, Lübnan ve Akdeniz arası.
Peygamber dostu, halife Ömer yoldaşı,
İslam olur Filistin.
Amr İbn’ül As girince Filistine
Semalarında ezanlar okunur Kudüs’ün.
Tamamlar fethi Muaviye;
Bin yedi yüz doksan dokuz,
Napolyon kıramaz bileğimizi
haçlı ruhu yenik, Kudüs hür.
Ve bin dokuz yüz on altı;
Filistin tutsak olur İngiliz’e
Ağlar anneler, ağlar babalar
Yürekler dağlanmıştır.
Herzl görmese de, sevinir bütün Yahudi.
Babam ağlar, anam ağlar.
Yıl bin dokuz yüz kırk dokuz;
Birleşmiş milletler böler üçe Filistin’i
Gazze Mısır’a, Gor çukuru ve Yahudiye Ürdün’e
Tabariye, Batı yaylaları, Necef gölü, İsrail’e
Bir elma gibi bölünür Filistin
-Yürek paramparça-.
Tarih ve insan, Yahudi ve Müslüman,
Kenan ülkesinin yeşil toprakları kıraçlaşan.
Şair de savaşır bu ülkede, özgürlük için
Sina dağından haykırır Filistinli bir çocuk,
Şiir olur, mermi olur, gül olur.
Zindanlardan feryatlar yükselir yükselir ta arşa kadar.
Bir gazap taşır mermiler, tutuklu gün sayar
Ölüm odalarında bağımsızlık adına.
Bir şehidin cebinde mektup,
Sesleniyordu buram buram;
“Ağlama anacığım, pek yakında
Başımızı sokacak, kulübemiz olacak
Yuvam olacak benim, bizlerin.
Kargılardan örülmüş damlarımız olacak
Çardaklardan, ağlama anacığım.
Bir de senin çorbalarını,
Köyümün kekik kokularını, menekşeleri, sümbülleri
Unutmadım, özledim anacığım.
Yakında evimiz olacak bizim de a n a c ı ğ ı m.
Dumanımız tütecek obamızdan.
Ve bir gün; düğünümüz olacak belki de..
Değil mi a n a c ı ğ ı m.
Ve bir tank altında ve bir top önünde
Kaldı umutlar, geleceğe, hep geleceğe
Geleceğe uzandı b ü t ü n u m u t l a r.
Denize ağ vuruldu
Binlerce balık tabaklarda sofralara dizildi,
Aç kalmış göçmen evlerinde duman tütmedi.
Kara, kapkara yılanlar ormanlarda
Dağlar arasında mecnun gibi dolaştı.
Bir akbaba, bir yırtıcı kartal
Gagasında binlerce yıldır özgürlük tanımadı.
Bir şahin, göklerin kartalı oldu
Şah oldu, dost’a düşman oldu.
İnsan insan olalı, kavga oldu, düğün oldu.
Düş ve gerçek
Ve birden bire koptu damarlarım
Yeryüzü kan, yüreğim paramparça!
Kutsal topraklar adına,
Seherler seyran oldu, gündüzler gece.
Bir çocuk uykudan uyandı
Bir annenin dağlanmış yüreği Kudüs’ün semalarında
Ayin oldu, türküler yakıldı.
Yıkık evler gördüm, yıkık gönüller
Ayakları kırılmış, kolları kopmuş çocuklar gördüm
Ve o gece, annem ağlıyordu, Kudüs ağlıyordu.
Şakaklarımdan, ellerime, böğrüme kadar
uzanmış bir el gördüm; Yahudi!
Evimin kapısı vuruldu; Yahudi!
Saçlarından asılmış bir kadın gördüm
Sokakları kaybolmuş şehirler gördüm
Öldürülmüş, gömleği dürülmüş şairler gördüm;
Bir gece rüyamda lanetleniyordu İsrail.
Ben gülüyordum.
Yaralı bir ceylan gibi ürkek ve kaçkın
Bıçak açmıyor dilimi.
İki kolum on parmağım hem gül koklar
Hem tetik çeker.
Ben ağlıyorum, ağlıyor Mescidi-i Aksa
zulmün fermanına karşı savaşıyor
saçlarım ve sakallarım.
Barut kokusu çorbalarımız
Dağılıyor duman duman.
Bütün bir Asya’yı kuşatıyor dualarımız.
Ve Filistinli bir çocuk;
Caddede yatıyor boydan boya,
Ateş ve kan, her taraf kızıl kıyamet.
Yağmur yağıyor ateş ateş.
Gök terliyor kızıl kızıl.
Özgürlük adına veriliyor bu savaş.
Direnen Filistin oluyor
B i r m i l y a r İ N S A N.
Acı türküler sardı dört bir yanımı
Her gece çığlıklar, her gece kurşunlandı kardeşler.
Dört bir yanımı sardı bulutlar.
Şehitler ardından yükselir sedalarımız
Yeşertir türkülerimizi onlar
Onlar büyütür sevdamızı.
Bir nur yağar şehit mezarlığına,
Yirmi dört saatin eşref vakitlerinden.
Ey ihtiyar ağaç!
Bütün dalların ve yapraklarınla dua et bize.
Yeşersin toprak dua et.
Tohum düşsün toprağa, dua et güneş
Yeşersin tohum, ağaç olsun, çiçeğe dursun
Meyve devşirsin sonra çocukları Filistin’in
Sabah’ın ilk ışıklarıyla.
Ey İsrail oğulları! Ey Yahudi!
Güzel’in düşmanları;
Size Musa peygamberin mucizeleri bir şey söylemedi mi?
Yılanlaşan asa, ışık veren el, aydınlatmadı mı yüreklerinizi?
Çekirge sürüleri sofranızı sarınca, yok olunca tahıllarınız
Ekin böceği aşsız, katıksız, bırakınca uyanmadınız mı?
Her yanınızı kurbağa sürüleri sarınca korkutmadı mı?
İbret almadınız mı?
Çeşmeleriniz, kuyularınız, denizleriniz, kan gölüne çevrilince
sizin için taştan su fışkırtılınca, bütün geçmişi unutmadınız mı?
Deniz; Musa peygamber’e inananlar için kurtuluş olunca
Boğulmadınız mı?
Artık, fesada uğrayanlardan oldunuz
Dünyayı bozdunuz kundaktaki bebeği vurdunuz.
Lanetliyor sizi, b i r m i l y a r İ N S A N.
Dağlarda, sürülerimiz, çobanlarımız tedirgin
sabrımız kalmadı artık.
Caddelerde taş attı küçük bileklerimiz
kurşunlarınıza karşılık.
Sizi insan gördük, insan belledik.
Tahammülümüz kalmadı artık.
Biz Müslüman’ız kıyamda bekleriz ALLAH adına
Kılıç kından çıkınca bir kez, şimşek olur uçarız
Yedi ceddiniz bilir s a v a ş k a n l ı ğ ı m ı z ı.
Gün olur da yaz gelir tarlalardan biçilir ekinler,
Şaha kalkınca atlarımıza üzengi dayanmaz
Yular bağlamaz olur.
GAZİ'nin Filistin için çok önemli açıklamaları!
İsrail'in yeniden katliam başlattığı Filistin konusunda Atatürk ne düşünüyordu? İşte cevabı…
1937 yılında TBMM'de bir konuşma yapan Atatürk, Filistin'in Hıristiyan ve Musevilerin egemenliğine bırakılamayacağını, bu bölgenin Peygamberimizin arzusu dahilinde İslam sınırları içerisinde kalması gerektiğini söylüyor.
Hakimiyeti Milliye gazetesi Atatürk`ün Türkiye Millet Meclisi'nde 1937'de yapmış olduğu konuşmayı o gün şöyle yayınladı: İşte Atatürk'ün konuşmasında Filistin ile ilgili söyledikleri:
"Arapların Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip bu sözde istiklal kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları çok şayanı teessüftür.
Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz vakıa bir kaç sene Araplardan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kafi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet'in mukaddes yerlerini Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet'e lakayt olmakla itham edildik.
Fakat bu ithamlara rağmen Peygamberin son arzusunu yani, mukaddes toprakların daima İslam hakimiyetinde kalmasını temin için hemen bu gün kanımızı dökmeye hazırız.
Cedlerimizin, Selahaddin`in idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücadele ettikleri topraklarda yabancı hakimiyet ve nüfuzunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bu gün, Allah`ın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda bütün İslam aleminin ayaklanıp icraata geçeceğinden şüphemiz yoktur.”
Hiçbir zaman uygulanamayacak bir ateşkes kararı alındı. Şimdi Gazze de hangi taşı kaldırsanız altından bir ceset çıkıyor. Hangi enkazı kaldırsanız bir başka dehşet çıkıyor. Gökten masumlar üzerine ateş yağarken sevinçten kendilerinden geçen İsrail halkı, bu yıkımı, vahşeti sevinçle karşılıyor. Aklını kaçırmış bir devlet, vicdanını kaybetmiş bir millet, şuurunu yitirmiş bir ülke var karşımızda. Yeryüzünü, insan ırkını tehdit edercesine çılgınlıklara girişebilecek, bu yüzden de mutlaka kontrol altına alınması gereken bir hastalık var.
İsrail Başbakanı "Kazandık", diyor, "amacımıza ulaştık" diyor, "Hamas'ın belini kırdık" diyor. Neyi kazandınız lanet olası! Bir kenti harabeye çevirmekle övünebilen bir ırkçı zihniyet için kazanç nedir? Çocukları diri diri toprağa gömmek askeri zafer midir? Bir avuç direnişçiyle karşılaşmayı göze alamayıp mabedleri, hastaneleri, okulları, çocukları, ****arı, ihtiyarları hedef alanlar için zafer nedir?
Neyi kazandınız? Hamas dimdik ayakta. Filistin dimdik ayakta? Gazze, yeniden kurulur. Uçaklarınıza rağmen, gemilerinize rağmen, tanklarınıza rağmen giremediğiniz o küçücük yer, İsrail yok olduktan sonra da varolur!
Neyi kazandığınızı söyleyeyim: Devlet olma ehliyetine sahip olmadığınızı tekrar gösterdiniz. İnsan ırkından nefret ettiğinizi tekrar gösterdiniz. Kendinizden bile korktuğunuzu tekrar gösterdiniz. Dünyadaki en büyük anti-semitik topluluk olduğunuzu tekrar gösterdiniz. Soykırıma uğrayan bir milletin devleti olarak soykırımdan başka sermayenizin olmadığını, soykırımla ayakta durduğunuzu tekrar gösterdiniz. İnsan ırkının düşmanı olarak bir kez daha tescillendiniz!
Neyi kazandınız?
Hamas'ı tasfiye edip Gazze'yi Mahmud Abbas kulunuza hediye edecektiniz. Adamınız tamamen kaybetti. Kardeşleri orada kıyıma uğrarken o kirli müteahhit iktidar hesapları yapıyordu. Adamınız Abbas hakkında tarih kitaplarına ihanetten başka hangi not düşülecek?..
Şimdi sadece Gazze değil, Batı Yakası, Mısır, Ürdün, boydan boya Ortadoğu, Latin Amerika, Uzak Asya Hamasçı oldu. Hamas askeri olarak bitmedi. Ahlaki bir zafer kazandı. Siz hem askeri olarak kaybettiniz, başaramadınız hem da ahlaki olarak kaybettiniz…
Adam bir ABD ye bir de Mısır a teşekkür etti. Abbas ı unuttu, bölgede İsrail e gizli destek verenleri unuttu. Ama biz onları biliyoruz. Bu bölgenin halkları onları biliyor. Onlar şu an iktidarda ama vicdanlarda mahkum edildiler. Çok yakında kahrolası iktidarlarını da kaybedecekler!
Unutacak mıyız? Ateşkes oldu diye unutacak mıyız? Irak'ta bir milyondan fazla insanı öldürmelerini unutacak mıyız? İşkence evlerini, esir kamplarını, bu medeniyeti aşağılamalarını, Fulluce'deki kitlesel kıyımı, Cenin'i unutacak mıyız! Hayır, unutmayacağız tabii, unutturmayacağız. Nasıl bugün Türkiye kamuoyu hafızasını yeniliyorsa, yenilediği için Gazze ye sahip çıkıyorsa, biz artık zihinlerimizi sağlıklı, hafızamızı canlı tutacağız!
Hiçbir alçaklığı unutmayacağız!
Bu mesajı okuyun..
Sadece biz mi söylüyoruz bunları? "Soykırım Endüstrisi" kitabının yazarı Prof. Norman G. Finkelsteinın (zaman) sözlerini okuyun. Soykırımdan kurtulan bir ailenin torunu. "İsrail soykırım yapıyor" diyor, "aklını kaybetti, barış düşmanı" diyor. Ve daha neler diyor. Bu kadar mı? Bir de vicdanı olan bir Musevi nin, Gazze kıyımına karşı haykırışını içeren mesajını paylaşmak istiyorum bugün:
"İbrahim Bey, 27 yaşındayım İstanbul'da ikamet ediyorum. 14-17 yaşlarım arasında 3 yıl İsrail'in kuzeyinde Afula kentinde ailemle birlikte yaşadım. Eğer dönmeseydim bu gün ya Gazzeli bebekleri, kadınları, çocukları öldürüyor olacaktım ya da İsrail hapishanelerinde işkence edilen bir çok arkadaşımla aynı kaderi paylaşacaktım. Kimin kutsal kitabında kadınları çocukları hamileleri beşikteki bebekleri hatta tarım hayvanlarını nasıl ne şekilde katledileceğine dair emirler ve izinler var?
Siyonizm bir din değildir, kahrolası bir ideolojidir. Irkdaşlarımın ve dindaşlarımın on yıllardır işlediği katliamlar, soykırımlar aynı soydan gelen beni ve bir çok yakınımı derin bir korkuya sevketmiştir. Bu insanların inandığı bu günkü Tevrat bir Tanrı tarafından gönderilmiş olamaz. Tevrat'ı okuduğunuzda insan eli bulaştığını rahatlıkla anlayabiliyorsunuz, tabii bunu anlamanız için kahrolası kibrinizden sıyrılmanız gerekiyor. Aksi halde İsrailoğulları hakkında yazılanlar gururunuzu okşuyor.
Savaşın biteceğini sanmıyorum. Yayılarak devam edeceğine ve bütün bölge ülkelerini yakacağına inanıyorum. Karşınızda siyasi mülahazalara ve stratejik hesaplara göre adım atan değil, tam aksine inandığı dinin emirlerini yerine getirmek için dünyayı ateşe vermekten çekinmeyecek bir topluluk var.
İsrailde gördüğüm ortaöğrenim sırasında tarih hocamın: "Babil ve Roma istilaları sonrası kavmimizin çektiği sıkıntılar Kudüsün fethiyle İslam halifesi Ömer tarafından sonlandırılmış ve haçlı seferine kadar topraklarımızda huzur içinde yaşanmıştır" cümlesini duyduktan sonra tarih okumaya karar verdim.
İstanbul da doğmuş, İsrail de üç yıl yaşamış, Gazzeyi, El Halili, Nablusu, Cenini, Ramallahı görmüş, Anadoluyu ve insanını delicesine seven, Gazzeli, Tel Avivli, İstanbullu, Konyalı, Maraşlı Trabzonlu, Moskovalı, Washingtonlu kardeşleriyle bir arada yaşamak isteyen bir kimse olarak size sesleniyorum. Bu sese kulak verin…"
Yunan Tv yorumunda ifade edildiğ üzere ''Bu gezegende herkesin söylemek isteyip de söyleyemediğini söyleyen''Sayın Başbakanımızın üstün cesaretiyle gurur ve mutluluk duyuyorum.Ortadoğun Korsan Devletinin 1948 yılından beri uyguladığı acımasız devlet terörü vicdanlarda tahammül sınrını çoktan aşmıştır.Başbakanımızın bu yürekli ve de erdemli tavrına açıkca destek vermeyen AB ülkelerini,ABD'yi,İşbirlikçi Arap devletlerini ve PERES ağzı ile Türkiye'de konuşan zevatı şiddetle kınıyorum.Artık Siyonizm çemberinde can çekişen emperyalist kapitalist düzenin yıkılarak tüm milletlerin huzur ve barış içinde yaşayacağı YENİ BİR DÜNYA kurmanın vakti gelmedi mi?....Bu korsan devlete engel olacak BM binaları bile bombalanırken;BM Güvenlik konseyinde İsrail aleyhine kararları 60 yıldır ABD engellerken bu devlet terörünü kim engelleyecek?...Ve monşerlerin söylediği menfaatler çatışması hususu var.Güya ABD ve İsrail'le ortak menfaatlerimiz varmış ...Yahu kardeşim Son Osmanlı Meclis_i Mebusan'ın alddığı 'Misak-i Milli' kararı yahudilerin 'Arz_ı Mev'ud' ile çatışmıyor mu?...Saygılarımla....
Başbakan'ın alıntı yaptığı, Yahudi müzisyen Gilad Atzmon, Mali Kriz’den Obama’ya ve İsrail-Nazi benzerliğine birçok konuya değindi.
FacebookDiggDel.icio.usredditMixxStumbleUponGoogleYahooCuma, 30 Ocak 2009 21:40
Haber Merkezi / TIMETURK
Gilad Atzmon, İsrail asıllı dünyaca ünlü bir müzisyen. Dünyada 22 dile çevrilen iki kitabın da yazarı. Atzmon,1994’te İsrail ordusundaki görevi sırasında "İsrail adına İsraillilerin işlediği cinayetleri gördükten sonra" Londra’da yaşıyor. Dünyada İsrail’in var olma hakkını yok sayan ve bunu açıkça söyleyen belki de yegane Yahudi asıllı olma özelliğini taşıyor. Atzmon, sadece İsrail’in var olma hakkını yok saymakla kalmıyor aynı zamanda İsrail’in de bir an önce “lağvedilmesi” gerektiğini söylüyor.
Atzmon’a göre “şeytanlığın anası” İsrail, gezegeni bir “ateştopuna” dönüştürmek istiyor. Atzmon, mali krizin de “Siyonist bir yumruk” olduğunu belirtiyor. Atzmon’un Yeni Zelanda gazetelerden Gisborne Herald’dan Martin Gibson’la 23 Ocak 2009’da yaptığı söyleşide dile getirdiği açıklamalar ise şöyle:
TEPEDEN DÜŞERSEM KATİLİM…
Birçok imparatorluk için stratejik olarak hayati bir yerde doğdum ve bu aptalca savaşlarda yer almak için beynim yıkandı ve ben de nihayetinde kaçmayı başardım. Oradayken dünyadaki Yahudi halkının desteğiyle benim hesabıma İsrailliler tarafından İsrail devleti adına işlenen cinayetlerin boyutunu görmeye başladım.
Şimdi ve sonrasında burada buna karşı olan tek bir Yahudi duyacaksınız zira bu savaş dünya Yahudiliği tarafından baştan aşağı desteklenmektedir.
Bence büyük bir tehlike altındayız. Bu gezegen üzerindeki en güçlü insanlara karşı savaşıyoruz. Görünürde ulusal devlet son birkaç haftada cinayet kaygılarının olmadığını ispatlamıştır, yani korkmak ve dikkatli olmak için iyi nedenlerimiz var. Fakat size şunu söylemek isterim bu gezegen perişan haldedir. Çok sevdiğim iki evladım var ve bu gezegen onların evi. Ben burada 20, 30 yıl daha buradayım, belki yarın giderim. Ancak onlar burada kalacaklar.
Mossad, muhtemelen bir müzisyeni vurmanın üzerlerinde iyi durmayacağını hesaplıyordur. İntihara meyilli değilim. Eğer bir tepeden düşersem kimin yaptığını anlarsınız.
Çenemi kapatmayı ve umursamamayı becerebilmeyi isterdim fakat ne zaman ki biri beni susturmaya kalksa anlıyorum ki doğruyu söylüyorum, şeytanı, kötülüğün anasını işaret ediyorum.
Bana Anti-Semitik demeye çalıştılar. Ben Anti-Semitik değilim. Benim Sami halkıyla bir derdim yok, benim insanlarla bir derdim yok. Ben Anti-Yahudiciyim, Anti-Yahudi değil.
Bence Yahudi ideolojisi gezegenimizi bir felakete sürüklüyor. Durdurulmalı.
Bu sese aşinayım ve benim sesim çok farklı. Benimki belki biraz daha ilginç olabilir ancak sayımız çok az ve siyasi girişim olarak çalışmıyoruz.
Benimle bu gezegendeki yüzde 99 Yahudi arasındaki fark, benim onların devlet kurma hakkına sahip olduklarına inanmamamdır.
Geçen haftaki mücrim fantezilerinin yanında devletin kuruluşundan beri işledikleri cinayetleri hesaba katarsak, devlete sahip olma haklarının olmaması yanında devletin (İsrail), gezegenimizi ateştopuna dönüştürmeden önce derhal lağvedilmesi gerekmektedir.
İSRAİLLİLER SOYKIRIMI DESTEKLİYOR
Başımıza gelen şeylerden biri de Nazilerin yenilmesini Yahudi ideolojisinin ve Yahudi halkının doğrulayıcısı olarak yorumlamış olma aptallığıdır.
Naziler gerçekten de kötüydü. Feci halde insanlık dışı ve kabul edilmez işler yaptılar. Ancak bu demek değildir ki Yahudi ideolojisi doğrudur zira gerçekte Yahudi ideolojisi ve Nazi ideolojisi çok benzerdir.
Onların kendileri bir tiranlığın kurbanlarıydı ve Amerika ve İngiltere gibi demokrasiler 2 milyon Iraklının öldüğü kanundışı bir işgal yaparken hala biz onlara iftira ediyoruz.
İsrail’de yüzde 80 ila 93 halk, Filistinlilerin soykırımını destekler, bu arada İsrail devleti teolojik bir devlettir yani Yahudi halkına temsil eder. Bizim burada uğraştığımız, büyük mücrim ve siyasi özdeşliktir.
Şaşırtıcı bir şeydir bu. Yahudi halkının, yaşadıklarından, Avrupa ulusları, sadece Almanlar değil Fransızlar, Ukraynalılar, Romenler ve Polonyalılar onları kapı dışarı ettikten sonra, daha düşünceli ve çok daha dikkatli olmalarını beklersiniz.
İSRAİLLİLER HALA GETTO’DA YAŞIYOR
Bazı Yahudi filozoflar olacak şeyin bu olduğundan tamamen emindiler. Emanuel Levinas şöyle der: Artık bizim ırkçılıkla olan savaşta ön saflarda olmamız gerekir. ‘Bunun yeniden olmayacağından emin olmalıyız’
Sanki durum bu değilmiş gibi, Auschwitz’in kapatılmasından üç yıl sonra Filistin halkına etnik temizlik uygulamaya başladılar ve şu anki vahşilikleri çok daha aleni, aşikâr ve övgülü.
Orta Doğu’da bir gettoda yaşıyorlar. Tüm bölgeyi aptalca nükleer bombalarla tehdit ediyorlar. Siviller üzerine beyaz fosfor atıyorlar.
Gazze nükleer bomba atılmış bir yer gibi görünüyor ve bunlar mı kurban addedilenler (İsrailliler) ve insanlığın korumaları?
İSRAİL DEVAM EDEN BİR ŞEYTANLIK
Yaptıkları şeyler, ben dahil o kadar çok insana hiddet getiriyor ki. Kendi insanlarım hariç hiç kimseye karşı ne kızgınlık ne de hiddet hissettim. Yani düşününce hissediyorum. Bir Arap, bir Müslüman ya da herhangi biri etnik temizliğe uğradığını ya da komşuları ya da çocukları yok edildiğini düşününce hissediyorum. Asla affetmeyecekler.
Dünyanın hiçbir zaman görmediği şiddet seviyesine doğru gerçekten bizi sürüklüyorlar. Bu nicelik, yaptıkları şeylerin özü. Dünyada sivillere karşı en güçlü ordu.
Masum insanların, evlerinin yok edildiğini görmek için üzerlerine tanklarla gitmek. İsrail silahlı kuvvetleri gelip onları kurtarmaya izin vermediği için bebeklerin ölü annelerine günlerce yapıştığını görmek. Bunlar mı insanlığın koruyucular olacak? Hayır. Onlar kesinlikle devam eden bir şeytanlık.
Ben sadece kendinden nefret eden bir Yahudi değilim, ben aynı zamanda bundan gurur duyan kendinden nefret eden bir Yahudi’yim!
En büyük hümanistleri düşündüğünüzde, örneğin Spinoza, Marx ve İsa'nın temelde kendilerinden nefret eden Yahudiler olduğunu görürsünüz.
Neden mi? Çünkü bu tür ırkçı, ulusalcı, kabileci, şovenist, üstünlükçü bir toplumda büyüdükleri için karşı çıktıkları da tam da bu oldu.
MÜSLÜMANLARA DÜŞMANLAR
Yani ben Mesih değilim ancak şunu itiraf etmeliyim ki nefret aşılanmasına rağmen sevmek için bir yol bulan İsa hakkında okumaya başladığımda bu hayatımın hikayesi oldu.
Çünkü ben biraz ışık ve iyilik görebildiğim için kardeşlerim görebilsinler diye kendimi eğittim fakat nasıl dağıtacağımı bilmiyorum.
Birçok kişi bana barış hakkında soruyor ve ben de onlar “komşunu sev” kavramını özümsemeyen insanlarla barış olmayacağını söylüyorum. Bu neredeyse bir paradoks çünkü eğer komşularını severlerse oldukları şeyi sonlandırmaları gerekir.
Teorik olarak Yahudiler ve Hıristiyanlar arasındaki fark nedir? Hıristiyanlar temel olarak komşularını seven Yahudilerdir yani evrensel insanlık kavramına bağlıdırlar. Yahudilik, kabileciliktir.
Bu bir şaka. Bir şaka. Yahudi düşmanlarına karşı savaşsın diye Amerika’nın gücünü birleştirmek için yapıldığı açıkça belli olan siyasi bir kampanya bu. Çünkü eğer Amerikalılar Yahudi-Hıristiyan olduklarına inanırlarsa, o zaman düşman Müslümanlar olacaktır.
ROKETLER BARIŞÇI BİR MESAJ: ÇALINTI TOPRAKLAR ÜZERİNDESİNİZ
Roketler hakkında görüşüm basittir. Filistin halkı etnik olarak temizlenmiştir. Gazze’de yaşayan insanların ekserisi şu an geçici olarak İsrail olarak adlandırılan Filistin’den etnik olarak temizlenmiş kişilerdir.
Roketlere tehlikeli demek çok zor. Sanıyorum 8 senede sadece 6 kişiyi öldürmeyi başarabildiler?
Roketler neredeyse İsraillilere barışçı bir mesajdır: ‘Belki fark etmemiş olabilirsiniz ancak çalıntı toprağım üzerinde yaşıyorsunuz’
Bir mesajı bir şişede yollayabildiğiniz gibi onu bir roketle de yollayabilirsiniz ancak İsrailliler Filistin’in çalıntı toprakları üzerinde oturdukları sürece bölgede barış olamayacağını kabul etmeye henüz hazır değiller.
Eğer Yahudi halkı zeki olsaydı ki çok zeki ve seçilmiş olduklarını iddia ederler, Gazze ve Batı Şeria’nın geliştiğinden emin olurlardı. Fakat bunu yapmadıkları gibi onları açlığa mahkum ettiler. Açlığa! Ne yapmalarını bekliyorlardı ki? Ezilmiş olanların yardımına gelen kim? Amerika değil, İngiltere’de, gelen Ahmedinecad. Bundan memnun olmayan epey İranlı var ancak o hümanist tıpkı Hugo Chavez gibi.
Hümanistlerin artık hegemonyayı ve enerji kaynaklarının kontrolünü saplantı haline getirilmiş Batı’da olmaması oldukça ilginç
OBAMA'YA ŞANS VERMEK İSTİYORUM
Üzerimde Obama’yı kınamam için büyük bir baskı var. Ondan şüphelenmek için epey bir şey yaptı ancak ona bir şans vermek istiyorum.
İsraillilerin endişeli olduklarını gördüm ve ofise geçmeden önce kuvvetlerini çekmek için acele ettiler.
Ahlaken endişeli olan bu adam hakkında bir şeyler bilen etrafında halihazırda olan insanlar ona İsrailli medyayı okuyor ve bu Amerika’da uzun yıllardır olmayan bir şey.
“Yeni-muhafazakârlık (neoconlar) gibi Yahudi siyasi stratejiler tarafından yapılan ve tam olarak Rasta (Mesih’in yaşadığına inanan Jamaikalı bir din) olmayan Alan Greenspan’ın neden olduğu alt-gelir grubu mortage krizi gibi hasarları düzeltmek istiyor.
KÜRESEL KRİZ SİYONİST BİR YUMRUK
Bunun bir kredi sıkışması olduğunu sanmıyorum bence bu Siyonist bir yumruktu.
Irak’taki bu savaşın enerjiyle ilgisi olabilir ancak daha fazla olarak Neocon’lar ve Federal Hazine tarafından taktiksel olarak idare edilen Amerika’nın bir İsrail görevi gibi son direniş cepleri için savaşmasıdır.
Alan Grenspan’ın işi Amerikan halkının Orta Doğu’da kullanılan taktiklerle ilgilenmemesi için mali bir yükseliş yaratmaktı.
İşe yaraması gerekirdi ancak tüm-Amerikan ani yükselişi (boom) en muhtaç Amerikalıların pahasına yapıldı ve onlar da mortgage’ları ödeyemediler ve her şey çöktü.
Bu dünya görüşünü benimseyen sadece Yahudiler değildir. Bush Yahudice (ideolojik olarak) davranmıştır. Üstünlükçüydü, kabileciydi fakat bildiğim kadarıyla Yahudi değildi.
Hıristiyanlıkta bile bu eğilim Eski Ahit’e dayanır, kabileciliğe, üstünlükçülüğe, şiddete… Bu savaşmamız gereken bir şeydir.
Suriyeli ünlü düşünür Halis Çelebi'den güldüren ve bir o kadar da
düşündüren bir yazı. Çelebi, örnekler ve hikâyelerle dünyada
yaşananları gözler önüne seriyor.
Çarşamba, 09 Nisan 2008 01:54
Haber Merkezi / TİMETURK
Arap dünyasının tanınmış yazarlarından Halis Çelebi dünkü yazısında
dünyanın içinde bulunduğu durumu biraz güldüren ve bir o kadar da
düşündüren bir üslupla kaleme aldı. Çelebi'nin "Aslanla eşeğin
itirafları" adlı makalesini TİMETURK okuyucuları için tercüme ettik:
Bugün içinde yaşadığımız dünya bir orman gibidir. Ormana hükmeden bir
kral olduğuna göre bugün ormanın kralı aslandır. Orman kanununa göre
"güçlü zayıfı yer". BM ormanında da durum aynıdır. Ormanda güçlü
hayvanların anlaştığı yol neyse "korku" pardon "güvenlik" konseyinde
de durum odur. Rusya Çeçenistan'ı yutarken, Irak Kuveyt'i yemeye
çalışırken, Amerika gözünü Irak'a dikmişti. Derin sularda büyük
balıkların küçük balıkları midesine indirdiği gibi.
Safarilerde cirit atan vahşi hayvanlar gibi uluslararası ormanda da
durum aynı. Amerikan aslanı, Hint fili, Rus ayısı, Çin kaplanı, Japon
kurdu, Avrupa akbabası, Siyonizm tilkisi, Arap devesi ve Afrika
maymunu...
The Farm (Hayvanlar Çiftliği) adlı kitabında George Orwell şöyle der;
"çiftliği yönetecek olan domuzlardır, tavukların yumurtalarını
çalacaklar, değirmen inşaatı için atları kullanacaklar ve ısırmak için
eğitilmiş saldırgan köpekler sayesinde herkesi yönetecekler. Büyük
domuzun neslinden çiftliği dolduracak kadar yeni nesiller
türeyecektir."
Robert Green "Güç Satrancı"adlı kitabının 96. sahifesinde şunları
kaydeder; "güç dünyası orman mekanizmasıyla çalışır. Bu dünyada
avcılık ve öldürmeyle geçinenler vardır. Ayrıca sırtlan ve akbaba gibi
başkalarının avıyla geçinen çok sayıda mahlûkat da bulunmaktadır."
Aslan yavrusu öldüğü zaman tüm orman ağlarmış, taziye için birçok
delege aslanın kapısına gelirmiş, ama bir sıçan öldüğünde kimsenin
ruhu duymaz.
11 Eylül saldırılarında Arap Acem herkes hatta tüm dünya ağladı, ama
bir Arap zindanında bir gecede bin aydın öldürüldüğünde kimsenin ruhu
bile duymadı. Amiriye sığınağında roket saldırısıyla bin kişi
öldürüldüğünde de sadece Iraklılar ağlamıştı.
Amerika'dan çıkan tüm terimler tüm dünyaya egemen oluyor, küreselleşme
(globalization), fundamentalizm ve şeffaflık (transparency)
kelimelerini yaygınlaştıran Amerikalılar değil mi? Elbiseyi biçip
diken onlar, giyen biz değil miyiz? Sağırdırlar, dilsizdiler,
kördürler ve akletmezler...
İbni Haldun "Mukaddime" adlı kitabında "Mağluplar galipleri her alanda
taklit ederler. Adetlerinde, geleneklerinde, şiarında, giyiminde ve
ona ait olan herşeyde taklit eder" der.
ABD, Kızılderililerin kanlarıyla beslendiğinden bu yana dünyaya karşı
terör uyguluyor ancak herkes "terör" sözcüğünü Amerikan logaritmasına
göre kullanıyor. Korsanlar denizcileri rahatsız eder fakat Büyük
İskender tüm dünyayı talan etti ama "imparator" ilan edildi.
Spartacus'u çarmıha geren Roma'ya göre o bir teröristti. Tarihi
güçlüler yazar. Belki bugün Hitler savaş suçlusudur, ama eğer nükleer
silaha sahip olup savaşı kazansaydı Auschwitz'te işlediği insanlık
suçlarını gizlerdi ve biz bugün farklı bir tarih okuyor olurduk. Harry
S. Truman iki Japon kentini haritadan silen (ki bu kentlerin biri bile
bu iş için fazlaydı) karara imza atarken ulusal bir kahraman olarak
ilan ediliyordu. Hâlbuki iki saat içerisinde 250.000 insanın ölümüne
neden olmuştu.
11 Eylül saldırılarında cereyan eden en ilginç husus şudur: Konuyla
ilgili herşey tartışıldığı halde hiç kimse neden 2001'de New York'ta
ve 2004'te Osetya'da masumlar öldü sorusunu sormaya cesaret edemedi.
Televizyon k****larından tartışılan tek şey şu sorulardı: Faili kimdi?
Olay nasıl olmuştu? Ancak kimseden "niçin" bu olay oldu? sorusu
duyulmadı. "Niçin" sorusunu tartışmanın önemi "nedensel"
olduğundandır, çünkü kökleri olduğu müddetçe aynı olaylar tekrar
yaşanabilir. Sıtmaya yakalanmış bir hastanın ateşi yükseldiğinde bir
Aspirin hapının ona faydası dokunabilir ama kinin ilacı alınmadan
hasta tekrar ateşlenebilir.
Dünya artık aslanın evinin tecavüze uğradığı ve orman kanunun ihlâl
edildiği 11 Eylül öncesi dünya gibi değildir. Aslan artık eskisi gibi
korkutmuyor. Amerika nasıl ki tüm insanlara korku salmıştır, kendisi
de aynı hastalıktan muzdarip olmuş ve bildiğimiz Amerika'dan farklı
bir Amerika olmuştur. Bugün dünya birbirlerinin yatak odasına kadar
girebiliyor, dünya elektronik bir odaya dönüşmüş durumda. Adalet
güvenlik dinazorlarının maliyetinden daha ucuz kalmaya devam
edecektir.
Tarihi güçlüler yazar, 1854'te Kırım'da Balaklava Savaşı'nda Ruslara
karşı ilkel silahlarlarla savaşanlar Türklerdi fakat yenilen İngiliz
Süvarileriydi. Ancak 150 sene önce yaygın olan söyleme göre Türkler
eşek, İngilizler gururlu aslandı. Ancak Türkler bir buçuk asır sonra
itibarlerine yeniden kavuştular. Ancak güçlülerin hükmettiği ve
cinnetin egemen olduğu bir ormanda kim dinler kim faydalanır...
Jean de La Fontaine (1621-1695) "En iyi masallar" adlı eserinde veba
salgını ormanı vurduğunda aslanla eşeğin itiraflarına yer veriyor:
Çok eski zamanlarda, ormanda bir veba salgını başlamış. Tüm orman
sakinleri vebadan kırılır olmuş. Kral aslan bu gidişe bir son vermek
için bir toplantı yapmaya karar vermiş.
Aslan demiş ki: "Sevgili halkım, bildiğiniz gibi tüm orman halkı
vebayla mücadele etmekteyiz. Sanırım bu hastalık bize tanrının bir
cezası. Arkadaşlar aramızda bir günahkâr var ve eğer biz o günahkârı
bulup kurban edersek, bu beladan kurtulabiliriz. Şimdi herkes
günahlarını eksiksiz anlatsın."
"İlk önce ben başlayayım. Geçenlerde ormanda dolaşırken, bir koyun
sürüsüne rastladım. Dayanamadım, aç gözlülük ettim hepsini öldürüp
afiyetle yedim. Sadece koyunlar olsa iyi. Gittim o yetmiyormuş gibi
çobanı da yedim" demiş aslan.
Ardından; "Hâlbuki kuzuların ve çobanın bana hiç zararı olmadı. Şimdi
gerekirse ölmeye hazırım. Ancak sanırım diğerleri de suçlarını itiraf
etmek zorunda" der. Herkes bir ağızdan "evet... evet..." diye haykırır.
Bu sözlerden hemen sonra tilki direk ortaya atılmış; "Güldürmeyin bizi
kralım, öyle günah mı olur Allah aşkına? Asıl suç koyunlarda, orada
dolaşmasalarmış. Hem o aptal çobanın sizin bölgenizde işi ne? Ey
ormanlar kralı, sen iyi bir kralsın, senin bu vesveselerin fazlasıyla
duygusaldır, ömrüme yemin ederim ki kuzular pis sürülerdir, çobanlarla
birlikte yenilmeyi hakediyorlar" şeklinde konuşunca, büyük bir
gürültüyle yaşasın ormanlar kralı sloganları atılır. Kimse kaplan,
ayı, akbaba, tilki ve sırtlanın günahlarını sormaya cesaret edemez.
Hepsi kutsal ve dokunulmaz olduğunu düşünüyordu.
Tam o sırada eşek ortaya çıkarak "Ey millet! Ben bir itirafta bulunmak
istiyorum. Bir kilisenin yanından geçerken otların yeşilliği hoşuma
gitti. Midem de çok kazınıyordu. Dilimle bir tutam koparıp afiyetle
yedim. Açıkçası nefsim bunu yapmamı emretti bana" deyince, bir
kargaşadır kopuvermiş. Her taraftan "yuh" sesleri yükselir ve herkes
günahkâr eşeği kınamaya başlar.
Kurt ve tilki ellerinde bir yazıyla ortaya çıkarak "Ey lanetli eşek!
Sen bizi izleme, belanın kaynağını öğrendik" derler. Ormandaki diğer
hayvanlar da gerçekten eşeğin sesinin çok çirkin, kokusunun çok fena,
derisinin yara bere içerisinde, huyunun çok sert, anlayışının çok kıt
olduğunu ve tek başına bir şey yapamayacağını söylenmeye başlarlar.
Böylece eşeğin vurulup, etinin de yenmesine hükmedilir. O kim oluyor
ki başkalarının otlarını haksız yere yer? Bu çirkin suçun kefareti
ancak ölümdür. Öldürülmek üzere elleri ayakları bağlanan eşek faydasız
bir şekilde var gücüyle bağırır. Zavallı eşeği oracıkta öldürürler.
Sonra orman hayvanları aslan için bir dakikalık saygı duruşunda
bulunurlar ve problem de bu şekilde çözülmüş olur.
Şimdi durup etrafınıza bir bakın. Bush ve dünyanın durumu bu
trajikomik tiyatroya ne kadarda benziyor dimi...
Bundan tam 44 yıl önce bugün 21 Şubat 1965 te suikasta uğradı. Malcolm X'in ölmeden 4 ay önce bir gazetedeki yazdıklarından bugüne neredeyse hiçbir şey değişmedi...
Pazar, 22 Şubat 2009 17:27
Haber Merkezi / TIMETURK
Malcolm X Şahbaz, bundan tam 44 yıl önce bugün 21 Şubat 1965 de uğradığı silahlı saldırı sonucunda hayatını kaybetti. Ölmeden 4 ay önce 17 Eylül 1964 te Mısır Gazetesindeki bir yazısını TIMETURK okurları için tercüme ettik. Malcolm X in ölümünden neredeyse yarım asır geçmesine rağmen değişen hiçbir şey olmadı...
SİYONİST MANTIK
Omowale Malcolm X Şahbaz*
Filistini şu an işgal eden Siyonist ordular, kadim Yahudi peygamberlerinin ''bu dünyanın son günlerinde'' kendi Tanrılarının onları vaat edilmiş topraklara götürecek bir ''Mesih'' göndereceğini ve bu yeni-elde edilmiş topraklarda yeni bir '' ilahi hükümet '' kuracaklarını ve bu '' ilahi'' hükümetin '' diğer tüm ulusları demirden bir sopayla'' yönetmesini sağlayacağını öngördüğünü iddia ederler.
Eğer İsrailli Siyonistler, Arap Filistininin işgallerini, Yahudi peygamberlerinin kehanetlerinin gerçekleşmesi olarak görüyorlarsa, diğer ulusları demirden sopayla yönetecek '' ilahi '' görevlerine de inanmışlar demektir. Demirden sopa, sadece önceki Avrupalı Sömürge Güçlerinden daha sıkı sabitlenmiş güçlü-hâkimiyet anlamına gelmektedir.
Bu İsrailli Siyonistler, Yahudi Tanrılarının eskimiş Avrupalı sömürgeciliğini yeni bir türüyle değiştirmek için kendilerini seçtiğine inanmaktadır. Bu yeni tür, Afrikalı halkaları istençle '' ilahi'' otoritelerine ve rehberliklerine itaate kandıracak şekilde iyice
gizlenmiştir.
Kamuflaj
İsrailli Siyonistler, yeni tür sömürgeciliklerini başarıyla gizlediklerinden emindirler. Sömürgecilikleri daha
''hayırsever'', daha ''insancıl/iyilikçi'' görünmektedir. Bu sistemde potansiyel kurbanlarını dostane ekonomik ''yardımları'' ve ekonomileri büyük sıkıntılar çeken yeni-bağımsız Afrika uluslarının burunları önünde salladıkları diğer kışkırtıcı hediyeler almaya iterek idare etmektedirler.
Afrikadaki halkların ekserisi okuma-yazma bilmediği 19. Yüzyılda Avrupalı emperyalistlerin onları ''korku ve güç''le idare etmesi kolaydı ancak günümüz aydınlanma çağında Afrika halkları uyanmaktadır ve onları 19. Yüzyılın antikalaşmış yöntemleriyle hizada tutmak imkansızdır.
Bu nedenle emperyalistler yeni metotlar geliştirmeye mecbur kalmışlardır. Artık kitleleri boyun eğmeye zorlayamadıkları ve korkutamadıkları için, Afrikalı hakları istençli bir itaate taşıyacak yeni modern yöntemler bulmak zorundadırlar.
Yeni-emperyalizmin modern 20. Yüzyıl silahı ''dolarizm''dir. Siyonistler dolarizmin biliminin kitabını yazmıştır: bir arkadaş ve yardımsever pozuyla gelirler, hediyeler ve diğer her tür ekonomik yardımlar getirip teknik destek önerirler. Yani, birçok yeni
''bağımsız'' Afrika uluslarında Siyonist İsrailin etkisi ve gücü 18. Yüzyıl Avrupalı sömürgecilerden çok daha fazla sabit hale hızla-gelmiştir. Ve bu yeni Siyonist sömürgecilik sadece şekil ve metot itibariyle farklıdır, asla amaç ve güdüde değil.
Avrupalı emperyalistler uyanan Afrika halklarının eski güç ve korku ile idare şekline boyun eğmeyeceklerini akıllıca öngördükleri 19. Yüzyılın sonlarında, bu ölmez-entrikacı emperyalistler ''yeni bir silah'' ve bu silaha ''yeni bir üs'' bulmak zorunda kaldı.
Dolarizm
Yirminci yüzyıl emperyalizmin bir numaralı silahı Siyonist dolarizmdir ve bu silahın ana üslerinden biri de Siyonist İsraildir. Ölmez-entrikacı Avrupalı emperyalistler, Arap dünyasını coğrafi olarak parçalayacak, içine sızacak ve Afrika liderleri arasına ihtilaf tohumları ekecek ve Afrikalıları Asyalılara karşı bölecek şekilde İsraili akıllıca yerleştirmiştir.
Siyonist İsrailin Arap Filistinini işgali yeni bağımsız Arap ülkelerinin ekonomilerini güçlendirmek ve halklarının hayat standartlarını yükseltmek için odaklanmayı imkansız hale getirerek Arap dünyasını milyarlarca değerli dolarını silahlanmak için kullanmak zorunda bıraktı.
Afrikalılara Arap liderlerin onların hayat standartlarını yükseltmek için Arap liderlerinin entelektüel ya da teknik olarak yetkin olmadığını göstermek için Arap dünyasında hayat standartlarının süregelen düşüklüğünü, Siyonist propagandacılar maharetle kullanılıyor.
''Kuşun kanadını kırıyorlar ve sonrasında onlar kadar hızlı uçamadığı için suçluyorlar''
Emperyalistler her zaman kendilerini iyi gösterir, fakat bu sadece Siyonist-kapitalist fesadıyla ekonomileri kötürüm bırakılan yeni bağımsız ülkelerin sakat ekonomileriyle yarıştıkları içindir. Adil bir yarışa tahammül edemezler zira Cemal Abdül Nasır'ın Sosyalizm altında Afrika-Arap Birliğinden ödleri koptu.
Mesih?
Mesihlerinin onları vaat edilmiş topraklara götüreceği ve İsrailin şu anki Arap Filistinini işgalinin bu kehanetin gerçekleşmesi yönündeki Siyonist iddiaları doğruya, peygamberlerinin onları oraya götüreceğini söyledikleri Mesihleri kimdir? İşgal Altındaki Filistini Siyonistlerin eline veren ''anlaşmayı görüşen'' Ralph Buncheydi! Ralph Bunche mi Siyonizmin Mesihidir? Eğer Ralph Bunche onların Mesihi değilse ve Mesihleri gelmediyse, Mesihlerinin önünde
Filistinde ne halt etmektedirler?
Siyonistlerin Arap Filistini işgal etmek, Arap vatandaşlarını evlerinden kovmak ve tüm Arap topraklarını atalarının orada binlerce yıl önce yaşadığı ''dini iddiasıyla'' tüm Arap topraklarına el koymak için yasal ya da ahlaki bir hakları mı vardı? Daha bin yıl önce Endülüsler İspanyada yaşıyordu. Bu, tıpkı Avrupalı Siyonistlerin Filistindeki Arap kız ve erkek kardeşlerimize yaptığı gibi, Mağriplilere İberya Yarımadasının işgal edip, İspanyol vatandaşları söküp İspanyanın olduğu yerde yeni bir Fas devleti kurma hakkı mı verir?
Sözün özü, İsrailin Arap Filistinindeki şu anki işgalini meşru kılacak tarihte ne akli ne de yasal bir temel yoktur... Hatta kendi dinlerinde bile. Mesihleri nerede?
21. yüzyılın en önemli iki büyük projesi (SÜPER AMERİKA VE AVRUPA BİRLİĞİ) çöküyor!
21. yüzyıla ilişkin düşler acı verici şekilde yok oluyor. Yirmi yıl önce bugünü öngörmek mümkün müydü? Sovyetler çökmüş, yepyeni ve adil bir dünya kuruluyordu. Süper Amerika, zenginliği, refahı, adaleti, demokrasiyi yayacaktı. İnsanlık; iki dünya savaşı bir de Soğuk Savaş'ı içeren yüz yıl yılı geriden bırakıyor, parlak bir gelecek inşa ediliyordu. Hayallerin sınırı yoktu. Batılı yaşam tartı bütün dünyaya yayılacaktı. İmrenilen hayat tarzı Asya'nın, Afrika'nın ücra köşelerine kadar ulaşacaktı.
Her ne kadar birkaç yıl sonra bunun böyle olmayacağını anlasak da, her ne kadar bencilce politikaların nerelere ulaşacağını tahmin etsek de, her ne kadar açgözlü işgallerin bize nasıl bir gelecek hazırladığını öngörsek de, gerçeklerle yüzleşmemiz bugüne kaldı. 20 yıl sonraya. Dünyayı yeniden dizayn etmeye girişenlerin çaresizliklerini gördüğümüz günlere. Dünyaya şekil vermeyi, insanlığı kurtarmayı, yeryüzünü "adam etmeyi" planlayanlar, bakalım kendilerini kurtarmayı becerebilecekler mi?
Krizin siyasi sonuçlarına geleceğim yine. Amerika ve Avrupa'nın iki büyük projesi daha bugünden çöktü. Bu iki proje, dünyanın geleceğine ilişkin en köklü projeydi. Başkası da yoktu. Avrupa Birliği'nin genişleme perspektifi ile Amerika'nın küresel liderlik projesi ne hale geldi bakar mısınız!
İşgaller, enerji, projeleri, askeri güvenlik stratejileri, Ortadoğu'ya yerleşme, Orta Asya'ya yerleşme, Avrasya kuşağını kontrol etme, Doğu Avrupa'yı "Yeni Avrupa" olarak farklı bir güce dönüştürme, nüfuz alanı oluşturulacak bölgelerde haritaları yeniden çizme gibi örneklerle izlediğimiz ABD açılımı, daha doğrusu ABD'nin küresel yayılmacı hamleleri hızla geriliyor. Ortadoğu'yu demokratikleşme projesi çöktü. Ukrayna'dan Gürcistan'a ve Kırgızistan'a uzanan "Kadife Devrim" projeleri çöktü. Washington yirmi yıldır üzerine çalıştığı projelere ayıracak kaynak ve enerji bulamaz hale geldi. Bölgesel direnci yok sayanlar, krizin gazabına uğradı. Artık bu bölgeler, eskisi kadar ABD nüfuzunda olmayacak. Kendi hareket alanlarını daha kolay belirleyecek. Kendi yollarını daha özgür çizecek. Belki bölgesel sorunlara kendileri müdahale etmek zorunda kalacak. ABD desteğiyle gelecek hayali kuranlar yalnızlaşıyor.
Avrupa Birliği daha mı iyi durumda. AB genişleme perspektifine bakalım. Brüksel'deki kriz toplantısı her şeyi açıkça önümüze serdi. AB'nin merkez üyeleri, Batı Avrupa ülkeleri, sonraları kendilerine katılanlara hiç de cömert olmayacak. Eski Sovyet ülkelerini krize karşı yapayalnız bıraktılar. Şimdilik 190 milyar euro desteğe ihtiyacı olan, 300 milyara çıkması beklenen kriz önlemlerinde onlara destek vermeyecek. Çünkü Doğu Avrupa'nın çöküşü onları da çökertecek büyüklükte. "Yeniden Demir Perde" sözü boşuna söylenmiyor. Bu coğrafyada rejimlerin değişmesi, yeni iç gerginliklerin çıkması, devletlerin çökmesi ihtimali var. Öyleyse, Doğu Avrupa'nın çöküşüne karşı çaresiz kalan AB için nasıl bir gelecek söz konusu olabilir? Yıllardır üzerinde çalıştıkları, kaynak ve emek verdikleri bir büyük proje suya mı düşüyor? Nasıl oldu da bu kadar umut verdikleri ülkeleri bir çırpıda kendi başlarına bırakabildiler? Hem ABD'nin hem de AB'nin, Rusya ve diğer merkez güçlere karşı garnizon ülkelere dönüştürdüğü, imparatorluk projelerinin merkez bölgeleri olan bu ülkeler nasıl oluyor da yapayalnız bırakılıyor?
Elbette sadece AB ve ABD krizde değil. Elbette sadece Doğu Avrupa ülkeleri çöküşte değil. Latin Amerika'da. Ortadoğu'da, Asya'da kriz derin sarsıntılara yol açıyor, açmaya da devam edecek. Ama küresel sistemin ana aktörlerini hiç bu kadar çaresiz görmemiştik. Bu ilk kez oluyor. Mesela ABD'de mortgage tamamen çöktü. Otomobil endüstrisi çöküşün eğişinde. Finans sektörü devlet desteğiyle ayakta kalmaya çalışıyor. İşsizlik hızla tırmanıyor. ABD ekonomisi ürkütücü bir şekilde yeni bir döneme giriyor. Hemen bütün merkez ekonomileri benzer durumda. Bir çok ülkede şirketlerin değil devletlerin çöküşü tartışılıyor artık. İşte, bu gerçek bugün Doğu Avrupa'ya nasıl yansıyor, ABD ve AB'nin iki büyük stratejisini nasıl çökme aşamasına getiriyor görmeliyiz. Böyle bir okumayla krizin siyasal sonuçlarını öngörmeye çalışmalıyız.
Şimdi dünya ekonomisi için "Şok ve Dehşet" kararlar alınması isteniyor. Tıpkı İkinci Dünya Savaşı sonrası yapıldığı gibi. Ama görünen, merkez güçlerin oldukça isteksiz oluşu. Ciddi bir uluslararası irade söz konusu değil. AB'de birlik düşüncesi zayıflarken, yeni üyeler kaderleriyle baş başa bırakılırken ana aktörler de kendi içinde ayrışıyor. Mesela Almanya, bütün Avrupa ile çökmektense kendi yoluna çizmeye doğru gidiyor. Çünkü Almanya batarsa bütün Avrupa batacak. Bu, belki de AB içinde bir başka ortaklığı gündeme getirecek.
Şimdilik krizin uluslararası boyutta iki siyasi sonucu dikkatimizi çekiyor. Daha doğrusu iki kurban. AB'nin genişleme perspektifi ilk darbeyi yiyecek olanı. Diğeri ise ABD'nin küresel liderlik projeleri. Demokrasi, özgürlükler, çok kültürlülük, birlikte yaşama, klasik ittifak ilişkileri ağır yara alıyor. Devletlerin daha müdahaleci olacağı, ekonominin kontrol altına alınacağı, serbest piyasa sisteminin kısıtlanacağı bir dönem bu.
Bugünleri dikkatle izleyelim. AB genişlemesinin durmak üzere olduğunu, Washington merkezli dönüşüm projelerinin çöktüğünü, "Yeni Avrupa"nın çöktüğünü, merkez güçlerin hızla içeri çekilip kendi sorunlarına gömülmeye başladığını görelim.
Ömrü olanlar, pek uzak değil, önümüzdeki üç beş yıl içinde dehşetli değişiklikler, akıl almaz sonlar göreceklerdir.
Bunlardan biri ABD imparatorluğunun büyük bir değişime mâruz kalması olacaktır.
Obama, bugünkü bütün haliyle ABD'nin son başkanı olabilir.
"Aaaa nasıl olur, ABD gibi bir süper güç nasıl yıkılır?.."
Çok haklısınız, ABDhiç yıkılır mı? Sovyetler Birliği gibi o da, yıkılmadan bütün gücüyle, bütün satvetiyle, bütün ihtişamıyla yerinde duracak ve dünyayı idare edecektir...
Dünyanın büyük bir savaşın ateşleri içinde kalması büyük ihtimal dahilindedir.
"Aaaa savaş olur mu hiç, sen deli misin? Dünya barışa doğru dört nala gidiyor, sen neler saçmalıyorsun?.."
1938'de de İngiltere ve Fransa başbakanları "Savaş tehlikesini ve ihtimalini bertaraf ettik, önümüzde uzun barış yılları var..." demişlerdi. Aradan bir yıl geçmeden 2'nci Dünya Savaşı patlamış, insanlık âlemi altı yıl boyunca korkunç, kanlı, ateşli ve alevli cehennemî felâketler içinde yaşamıştı.
ABDniçin gücünü kaybedecek, niçin parçalanacaktır?
ABDhalkını suçlamıyorum, idarecilerini suçluyorum. Onlar yakın tarihte büyük suçlar işlemiştir. Irak'ta bir buçuk milyon Müslümanın öldüğü söyleniyor. Afganistan mahv u perişan oldu. Filistinlilerin anası ağlıyor. Başta Guantanamo olmak üzere Amerikan hapishanelerinde Müslümanlara korkunç, insanlık ve medeniyet dışı, vahşi işkenceler yapıldı. Kur'ân yırtıldı, sayfaları yerlerde çiğnendi, sonra süpürüldü ve tuvalete atıldı.
Kur'ân'a hakaret edenleri Allah çarpar. Allah'a kimse karşı koyamaz. Allah'ın gücü karşısında ABD ordusunun küçük bir sinek kadar, sinekten geçtim tek hücreli bir amib kadar hükmü yoktur.
Kur'ân'a saygı gösteren aziz olur, Kur'ân'a hakaret eden zelil, rezil ve muzmahil olur.
Yaylar gerilmiş, kaza okları hedefe doğru nişanlanmıştır. Kün emriyle oklar fırlayacak, muallak kader mübrem kaza olacaktır.
Papalığın, Roma'nın da sonu yaklaşmıştır. Bir Papa daha gelir, sonra akıl almaz bir bitiş ve yıkım.
Nice İslâm ülkesinde kökten değişiklikler olacaktır.
Firavunlar, maça beyleri... Sonlar sonlar sonlar...
İsrail de son bulacaktır.
Bunu ben söylemiyorum, uzun sakallı, şapkalı, redingotlu Neturei Karta hahamları söylüyor. Bana inanmıyorsanız onlara sorun.
Savaş suçlarının cezasını sadece Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi vermez. Zalimleri kahr eden Yüce bir Güç vardır. İhmal etmez, imhal eder. Vakt-i merhunu gelince sille iner.
Hak sillesinin sedası yoktur,
Bir vurdu mu hiç devası yoktur.
Atom bombaları ve füzeleri atılır mı acaba? Büyük ihtimalle atılacaktır. Ortadoğu'yu ve bütün dünyayı zehirli, öldürücü radyoaktif dumanlar, bulutlar kaplayacaktır.
Nice Sodom Gomore, nice Babil yıkılacak, sernigûn ve hak ile yeksan olacaktır.
Âsümana doğru uluyanlar, siz o günlerde ne yapacaksınız?
.
.
. http://www.millig...122311.htm
Mehmet Şevket Eygi
14 Nisan 2009
NOT:Hocamızın yazısının ABD ile alakalı bölümünü alıntı yaptım.Saygılarımla...
İstanbul Barış Platformunun 25 Nisan 2009 tarihinde İstanbulda gerçekleştirdiği
İSRAİL KAZDIKÇA KANAYAN YARA:MESCİD-İ AKSA SEMPOZYUMU
Neticeleri Şu Şekildedir:
TESPİTLER
1.Kudüs, çok uzun yıllar toplumların bir arada esenlik içerisinde yaşadığı bir barış şehri olmuştur. Hz. Ömer döneminde başlayan, Haçlı İşgali dışında 1300 yıl boyunca devam eden İslam idaresi şehrin bu şekilde anılmasında etkendir.
2.Mescid-i Aksa, yeryüzünün ikinci mabedi, Müslümanların ilk kıblesi ve son peygamberin miraç durağı olan kutsal bir mekandır.
3.İsra Suresi nin birinci ayetinde ifade edildiği gibi Mescid-i Aksa ve çevresi (Mısır, Suriye, Ürdün, Lübnan ve Filistinin tamamı) bereketlendirilmiştir. Mescid-i Aksa, tüm bu geniş coğrafyanın kilit taşı mesabesinde bulunmaktadır. Bu taşın yerinden oynatılması, tüm bu coğrafyayı etkileyecek şiddet dalgaları oluşturacaktır.
4.1967 Arap-İsrail Savaşı sonucu, Doğu Kudüs İsrail tarafından işgal edilmiş, Mescid-i Aksa da İsrail kontrolü altına girmiştir. Bu tarihten itibaren Siyonistler, Kudüs ve çevresindeki tarihi ve kutsal mekanlara yönelik ihlallere başlamış, Mescid-i Aksa da bu saldırıların hedefi olmuştur. 40 yılı aşkın bir süredir görülen Mescid-i Aksa ya yönelik saldırılar ve arkeolojik olduğu iddia edilen kazılar sonucunda, Mescid-i Aksa bünyesinde ve çevresindeki tarihi eserler, (camiler, mezarlıklar, medreseler, surlar, tekkeler ve hanlar) zarar görmüştür.
Mağribiler Mahallesinin tamamen yıkılması ve Ağlama Duvarı önündeki plazanın genişletilmesi; mescidin altında havra inşa edilmesi; Mescid-i Aksa müştemilatından Tenkiziye Medresesinin ve Burak Namazgahının havraya dönüştürülmesi; kutsal havza diye adlandırılan bölgede 10 dan fazla kazı bölgesi açılması; Aksa çevresindeki Selvan, Bustan ve Şeyh Cerrah mahallelerinde yıkım çalışmalarının sürdürülmesi; Selvan semtindeki 88 evin yıkım tehlikesi ile karşı karşıya olması; Mescid-i Aksa, Kudüs ve çevresinde 27 yerleşim merkezi, pek çok mahalle ve havra inşa edilmesi; Mescid-i Aksa yakınlarındaki tarihî Hamamul-Ayn ın yerine Ohel İshak adı verilen bir havra inşa edilmesi, İsrailin Mescid-i Aksa ve çevresinde gerçekleştirdiği yıkımlar arasındadır.
1.Mescid-i Aksa ve Kubbetüs-Sahra var olduğu sürece Kudüsün İslami kimliğinden soyutlanamayacağını bilen İsrail için öncelikli tehdit bu yapılardır. İsrail, yıktığı Müslüman yerleşimlerin yerine inşa edilmek üzere, Davut Sitesi , Tevrat Parkı ve Hoşgörü Müzesi gibi kendi kitlesi açısından sempati toplayan projeler geliştirerek yıkım siyasetine destek almaktadır. Hedef; Aksa çevresinde kümelenmiş ve adeta camiyi koruyan Müslüman mahallelerin yıkılarak yerlerine Yahudilerin yerleştirilmesi ve Aksanın savunmasız bırakılmasıdır.
2.Kudüsteki Müslüman halk, işgalin birebir muhatabı ve mağdurudur. Uzun yıllardır devam eden baskı siyaseti halihazırda sürmektedir. Filistinlilerin topraklarının müsaderesi, evlerinin yıkılması, Yahudi yerleşim yerlerinin inşası, ikamet ve ruhsat işlemlerinde Müslümanlara ayrımcılık yapılması sonucu, Kudüste demografik yapı Yahudi yerleşimcilerin lehine değişmektedir. Yahudi nüfus 1948 öncesinde, Kudüs nüfusunun %10 unu oluştururken, bu oran hali hazırda %70 e ulaşmıştır. Bunda ekonomik kısıtlamalar, utanç duvarı ve Müslüman halka yönelik baskı siyasetinin artması sonucu yaşanan zorunlu göçler etkilidir.
ÖNERİLER
1.İsrail, 1970 li yılların başından beri sürdürdüğü ve arkeolojik amaçlı olduğunu iddia ettiği kazılarla Mescid-i Aksa nın altında tüneller açmış ve mescidin altında bir havra inşa etmiştir. İsrail, Mescid-i Aksa yı yıkarak yerine Süleyman Mabedi ni inşa etmeyi planlamaktadır. İsrailin Mescid-i Aksa ve çevresindeki kutsal mekanlara yönelik saldırıları ivedilikle durdurulmalıdır. Bu zamana kadar yapılan tahribatlar İsrailden tazmin edilmeli, tahrip edilen mekanlar da aslına uygun bir şekilde ihya edilmelidir.
2.Mescid-i Aksa ya yönelik saldırılar, BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin açık bir şekilde ihlali anlamına gelmektedir. BM kararlarına göre, Kudüs te Mescid-i Aksa başta olmak üzere kutsal mekânlara serbest geçiş hakkının kullanılması öngörülmüştür. Buna rağmen, Kudüs ve Mescid-i Aksa da birçok ihlaller yaşanmaktadır. BM, bu beyanname ve kararların uygulanmasında üzerine düşen görevi yerine getirmemiş; İslam toplumları tarafından da BM nin çifte standart uyguladığı kabul edilmiştir.
3.Mescid-i Aksa ile ilgili ihlaller, uluslararası hukuk mekanizmalarına intikal ettirilmeli, Mescid-i Aksa ya yönelik ihlalleri takip edecek bir Mescid-i Aksa Hukuk Komisyonu oluşturulmalıdır.
4.1969 tarihinde Yahudilerin Mescid-i Aksa yı yakma girişimi akabinde kurulan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), Mescid-i Aksa yı koruma noktasında daha etkili politikalar geliştirmelidir.
5.Mescid-i Aksa ve çevresi ile ilgili doğru bilgilendirme k****larinin oluşturulması ve dezenformasyonun önüne geçilmesi için yazılı ve görsel medya araçları kullanılmalı, geniş çaplı ve etkili web portalları oluşturulmalı, ilmi toplantılar, yayınlar ve çalışmalar yapılmalı, Mescid-i Aksa ile ilgili temel bilgiler İslam ülkelerinde okul müfredatlarına dahil edilmeli ve sivil toplumun örgütlenmesi sağlanmalıdır.
6.Mescid-i Aksa mücadelesi evrenselleştirilmelidir. Dünya çapında sahiplenilecek bir Mescid-i Aksa gündemi ve Mescid-i Aksa kampanyası oluşturulmalı, Müslüman veya ****rimüslim tüm akl-ı selim, bu kampanyaya dahil edilerek, özelde Mescid-i Aksa da genelde ise bölgede barışın tesisi sağlanmalıdır.
7.Latin Amerikadan, Afrikaya, Avrupadan, Uzakdoğuya, farklı ülkelerdeki Müslümanlar, İslam ümmetine emanet olan Mescid-i Aksa&yı korumak için Aksa yı Yaşatma kuruluşları oluşturmalı; tüm bu kuruluşlar da Uluslararası Mescid-i Aksa Platformu adı altında bir çatı organizasyon bünyesinde irtibatlandırılmalıdır.
8.İnşası 2002 yılında başlayan ve uzunluğu 700 km yi aşan Utanç Duvarı, tüm Batı Şeriayı bir açık hava hapishanesine çevirmektedir. Bu duvar, aynı zamanda Mescid-i Aksa ya ulaşımı, dolayısıyla başta ibadet özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlükleri engellemektedir. Utanç Duvarı, Batı Şerianın %1 lik bir kısmını işgal topraklarına katarken 120 bin kişiyi de duvarın dışında bırakmıştır. Toplumlar arasındaki engellerin yıkılmaya çalışıldığı günümüzde inşa edilen bu duvar, ırkçılığı ve ayrımcılığı körüklemektedir. Hukuka aykırı olarak inşa edilen bu duvar ivedilikle yıkılmalıdır. Bu konuda, uluslararası toplum üzerine düşen görevi yerine getirmelidir.
9.Tahammülleri zorlayan güvenlik önlemleri uygulayan, Mescidi Aksa nın çeşitli noktalarına kameralar yerleştiren, Filistinlilerin camiye girişlerinde yaş sınırlaması getiren, Kudüs dışında yaşayan Müslümanların Mescid-i Aksa ya erişimlerini engelleyen İsrail, Filistinlilerin tüm temel hak ve özgürlüklerini engellemektedir. Bu uygulamalar acilen sonlandırılmalıdır.
10.Kudüs teki sorun bir işgal sorunudur ve insanlığa karşı bir suçtur. Bu yüzden tüm insanlığı harekete geçirecek bir eylem ve söylem planı hazırlanmalı, Hristiyan dünyası ile işbirliği yapılmalı; bu işbirliğinde Medeniyetler Arası Diyalog zemini gibi ortak platformlar kullanılmalıdır.
11.Birçok uluslararası sözleşme, insanlık tarihindeki önemi dolayısıyla kutsal mekanların korunmasını öngörür. Kudüs te Müslümanlara ve Hristiyanlara ait kutsal mekanların korunması ve imarı konusunda uluslararası güvence sağlanmalıdır. Bu sözleşmelerin gereği yerine getirilmelidir.
12.Mescid-i Aksa nın korunması, bakımı ve tamiri için bir fon kurulmalıdır. Bu fonun yönetimi bağımsız ve sivil olmalıdır. Ayrıca bu fon tarafından desteklenen Mescid-i Aksa Takip Kurulu oluşturulmalıdır. Bu kurul, Mescid-i Aksa ve çevresinde gerçekleşen ihlalleri düzenli olarak takip ve rapor ederek dünya kamuoyunu bilgilendirmelidir.
13.Her yıl Miraç Gecesi, Dünya Mescid-i Aksa günü olarak ilan edilmelidir. Dünya Mescid-i Aksa Gününde uluslararası etkinliklerle, Mescid-i Aksa geniş bir gündem bulmalıdır.
14.Hadisi şeriflerde de işaret edildiği üzere, Müslümanların Mescid-i Aksa ziyaretleri teşvik edilmelidir.
15.Türkiye, üyesi olduğu BM, İKÖ ve Medeniyetler Arası Diyalog zeminlerini, parlamentolar arası dostluk gruplarını ve ikili ilişkilerini kullanarak Mescid-i Aksa ve Kudüsteki yıkımın durdurulmasında etkili olmalıdır.
16.Kudüslülerin bireysel mülkleri için başlattıkları hukuki davalara destek olunarak zorunlu göç etmelerine engel olunmalıdır. Mülkiyet hakları ile ilgili benzer hukuki davalar kentteki vakıf arazileri ve kutsal mekanlar için de yoğun olarak desteklenmelidir. www.aksasempozyum...
İHH İnsani Yardım Vakfı
Adres: Büyük Karaman cd. Taylasan sk. No:3 Pk. 34230 Fatih / İstanbul
Telefon: +90 212 6312121 Faks: +90 212 6217051
Web: www.ihh.org.tr E-mail:
alihaydar.jpgspacer.gif
Siyonizm’in kafasında Türkiye’nin yeri
Ali Haydar Haksal
Türkiye üzerinde oynanan oyunlara baktığımızda, Siyonizm’in Türkiye’ye biçtiği role dikkatle bakmada yarar var. İsrail devletinin kişileri bireysel olarak o kadar önemli değil. İsrail’i yönetenler gelip geçicidirler. Daha düne kadar, Ben Gurion, Ariel Şaron’u konuşuyorduk. Bugün ise Olmert ile Şimon Peres’i konuşuyoruz yarın ise başkalarını. Siyonist yapının kurgusundan Türkiye’nin yeri neresidir? Şimon Peres’in Türkiye’ye bu tabloda belirlediği yerin üzerinde dikkatle durmalıyız.
Peres, Modern Türkiye veya modernizm diye bir kavramdan söz ediyor. Bu modernliğin nasıl bir şey olduğunu onun kendi ifadelerinden aktaralım.
“Belki dünya barışının önündeki en büyük engel, Müslüman ülkeler bloğu. 1 Milyar 200 milyon insan. Şimdi farklı düşünce tarzı var. Asıl gelecek Türkiye’de, İran değil.” (… Türkiye Avrupa Birliğine girmeli.” (… “Türkiye Avrupa birliği içinde son derece önemli bir oyuncu haline gelebilir. Hıristiyan alemiyle Müslüman alemini, Musevi alemini bir araya getirerek.”1 Burada dinler arası diyalog, medeniyetler arası diyaloğun nereden beslendiğini, kaynaklandığını görmeliyiz. Ayrıca Brüksel’i kıble olarak tayin eden güçlerin oynadığı rol de ortada. “Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi mutlaka üye yapması gerektiğini her fırsatta dile getiriyor… (… “Yalnızca ekonomik ya da yalnızca askeri bir güç değil Türkiye. Aynı zamanda İslâm’la modernliğin pekala bağdaşabileceğini, bir insanın hem Allah’a hem de bilgisayarı gösterebileceğini gösteren örnek bir ülke sizinki. Modernizmin gereği olarak sürekli değişim gösteriyor aynı zamanda.”2 “Şu çok açık ki Tahran yönetimi hegemonya kurmak istiyor. İran bugün imparatorluk peşinde koşan tek ülke. Hem de teokratik, otokratik bir hegemonya bu. (… “Ahmedinejad modernizmi gömüp hilafeti canlandırmak istiyor. Bu bölge için, dünya için bir felaket olur.”3 “Ayrıca mesela Ahmedinejad hiçbir zaman Avrupa Birliği üyesi olmak istemedi. Ama şurası açık ki Türkiye AB üyesi olmak istiyor ve Avrupa’nın da demokratik bir yapı olduğu ortada.”4
Peki bunu gerçekleştirebilmek için önce neler yapılmalı. Peres Cumhurbaşkanı seçildiğinde yaptığı konuşmada neler söylüyor ona bakalım. “Peres, gün gelip Lübnan’daki teröristlerin ve Suriye’deki diktatörlerin ortadan kalkacağını..”5 ifade ediyor. Şimdiki hedefi ise İran. Bunu çok açık dile getiriyor. Dolayısıyla bunu Türkiye üzerinden gerçekleştirecekler. Türkiye’ye biçilen modernliğin altında yatan duygu böylece belirginleşiyor.
İsrail’in konumu nedir, niçin Türkiye’yi bu kadar öne sürüyor? Gabi Levi Ankara’ya büyükelçi olarak atandığında şunları ifade ediyor. “İsrail, dünya devletlerini ve bölgeyi etkileyebilecek, bu konuda liderlik yapabilecek kuvvette değildir.”6 Çünkü Yahudiler bir başına bir güç değil. Araçları iyi kullandıklarında iyi bir güç haline gelebiliyorlar. Türkiye üzerinden bunu gerçekleştirme imkânına sahiptirler.
Çünkü şu aşamada Büyük Ortadoğu projesinin gerçekleşebilmesi için önem arz eden en temel sorun ekonomidir. Ekonomiyi yönlendirecek, ya da bunu gerçekleştirebilecek olan da siyasilerdir. Asker artık geri plana çekilmelidir. Askerin ne yapacağı belli olmaz. Modern Türkiye AB potasına iyice sokulur etkisiz hale getirilirse o zaman Museviler çok daha rahat hareket alanı bulabilirler. Kendi başına bırakılmış bir milyar iki yüz milyon İslâm alemi üzerinde söz sahibi olursa ipin ucu kaçabilir. AB potasına alınamayan İran bir tehlikedir. Bu ülke, onlara göre Irak’a benzetilmelidir. İran imparatorluğu da çökertilmelidir. Geçmişte Osmanlı devleti nasıl çökertildiyse öyle çökertilmeli, Orta Doğu darmadağın edilmeli Türkiye’nin eliyle Yahudi İmparatorluğu tesis edilmelidir. Bu konuyu işlemeyi sürdüreceğiz.
Hiç kimse, hiçbir şey öfkemizi dindiremez!
Unutacağımızı sanıyorsunuz değil mi?
Hazmedeceğimizi sanıyorsunuz...
Yanınıza kalacağını sanıyorsunuz...
Fitil fitil burnunuzdan getirilecek, emin olun..
Bedeli en ağır şekilde ödetilecek.
Canınızı acıta acıta ödetilecek.
Bu ülke unutmaz. Unuttu sanırsınız ama unutmaz.
Yazın bir yere, not edin, hatırlarsınız.
Biz zihnimize kazıdık, kalbimize kazıdık, siz de yazın.
Biz; 1917'de binlerce gencimizi gömdük o topraklara.
Sizin üzerinde gezindiğiniz topraklarda kanlarımız var, bedenlerimiz var.
Onları unutmadık, bunu da unutmayız.
Kan bulaştı, kan akıttınız...
1950'lerden bu yana hiçbir zaman böyle bir şey olmamıştı.
Bu yüzden bu sefer farklı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Bu ülkenin Başbakanı'na yönelik suikast planlarında yer alacak kadar alçalan bir devlet.
Bu ülkenin insanlarına karşı terörle ortaklık kuracak kadar gözü dönmüş bir ırkçı yapı.
Gazze katliamına öfke duyan Türkiye'yi susturmak için, Türkiye'nin dikkatini içeriye yöneltmek için, terör saldırılarını alabildiğine tırmandıran siz değil miydiniz?
Bunları bilmiyor muyduk sanıyorsunuz?
İskenderun'da 7 askerin şehit edilmesinin zamanlamasını, nasıl bir ortaklığın ürünü olduğunu, anlamıyor muyuz sanıyorsunuz?
Ellerinizde ölüm listesiyle o gemiye saldırdığınızı bilmiyor muyuz?
Terörle beslenen bir devletin açık denizlerde korsanlığa girişmesi, başka ülkelerin bayraklarına, gemilerine, insanlarına saldırması, onları kaçırması, gemilere el koyması, hiç bir zaman kabul edilmeyecek.
Hiçbir yumuşatıcı gerekçe kabul edilmeyecek.
Bu saldırının sadece yardım gemilerine olmadığını, Türkiye'ye karşı olduğunu, Türkiye'nin İsrail'in alanını daraltan, onu köşeye sıkıştıran politikalarına karşı olduğunu, İran anlaşmasına karşı olduğunu, Suriye ile ve bütün bölge ile ortaklığa karşı olduğunu, Türkiye'yi cezalandırma amaçlı olduğunu biliyoruz.
Bittiğini mi sanıyorsunuz? Gidenleri korkuttuğunuzu mu sanıyorsunuz? Daha fazlası olacak, daha dirençlisi olacak.. Gidenlerin yerine daha güçlüleri gelecek...
Hapse attığınız Bülent Yıldırım'ı, haber alamadığımız Hakan Albayrak'ı, Osman Atalay'ı, Sümeyye Ertekin'i, Murat Palavar'ı, diğer arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi, Türkiye'nin dört köşesinden o gemiye binen kahraman insanları derhal Türkiye'ye istiyoruz.
Bundan sonra yapacağınız hiçbir şey, bugünü, bu olayı yumuşatmayacak. Türkiye bu kötülüğü, saldırıyı asla affetmeyecek...
Artık geri dönüş olmayacak... Bu kriz çözülemeyecek.
İsrail askerlerinin, İHH kriz masasını arayıp, "Gördünüz mü, nasıl da öldürdük adamlarınızı" demesinin hesabı mutlaka sorulacak...
Konya'da eğitilen uçaklar Güney Lübnan'ı, Gazze'yi bombalarken de bunu söyledik. Anadolu'nun bağrında eğitilen pilotlar, Türk hava sahasından geçip Suriye'yi bombalarken de bunu söyledik. Türk-İsrail ekseni adına bu ülkenin yarısı fişlenirken, tehdit gösterilirken, hükümetler düşürülürken de aynı şeyi söyledik.
Bu koca ülkeyi, İsrail'e, böyle onursuzca bağımlı yapan şey nedir, kimdir? Ortak düşman mıdır? Hangi ortak menfaattir? Türkiye'nin ne tür ihtiyacıdır? İçimizdeki beyinsizler midir? Daha doksan yıl önce beraber yaşadığımız, Anadolu insanlarının can verdiği, mezarlarının bulunduğu topraklara yönelik İsrail saldırılarına Türkiye'nin sessiz duruşunu sağlayan, aynı orduyla, askerle bu ülkenin askerlerini yan yana tutan nedir? Ariel Şaron'a Ankara'da; "Kudüs bizim ebedi başkentimizdir" dedirten güç kimdir?
İki ülke arasındaki ittifakı kuranların ortak hedefi İran, Suriye, Irak mıdır sadece? En büyük hedefin, tasfiye edilmesi gerekenin bu ülkenin insanı olduğunu, Türkiye ve İsrail'in öncelikli tehdit olarak insanlarımızı gördüğünü anlamadık mı hâlâ?
O anlaşmalar; Türkiye Büyük Millet Meclisi denetiminden bile gizlenen, bu ülkeyi yönetenler için bile sır olan, bölge genelinde ve Türkiye içinde ortak operasyonlara kadar giden, bu milletin milyarlarca dolarını bir kalemle İsrail'e aktaran anlaşmalar bir gizli irade tarafından Türkiye'ye dayatıldı. Yıllarca kimsenin ses çıkaramadığı, karşı koyamadığı bu ortaklık, şimdi geldi bizi vurdu, Türkiye'ye, insanlarına yöneldi.
28 Şubat mimarları için yolsuzluk soruşturması açılmalı, milletin vergilerini İsrail'le nasıl paylaştıkları ortaya çıkarılmalı, koca Türkiye'yi İsrail'e bağımlı hale getirmenin, İsrail çıkarları için cepheden cepheye koşturmanın hesabı sorulmalı.
Bu nasıl bir dokunulmazlıktır? Bu kadar insan, gözlerimizin önünde, kameralar önünde öldürülürken hâlâ birileri "askeri anlaşmaları" savunabiliyor? Bu nasıl bir Türkiye çıkarıdır? Yarın gelip Konya'yı mı, İstanbul'u mu bombalamalılar? O zaman mı anlayacağız?
Başından sonuna kadar sadece ve sadece Türkiye'nin bedel ödemesine ayarlanmış, onu tetikçi ülke haline getirmiş anlaşmaların neler olduğuna dair kaç kişinin bilgisi var? Irak'ı, Suriye'yi, İran'ı Türkiye üzerinden ve Türkiye ile birlikte yok edeceklerdi. Buna karşı gelecek bu ülkenin milyonlarını aynı ittifakla sindireceklerdi.
Kuzey Irak'a füze stokları yığan, Türkiye içinde istihbarat operasyonları yapan, ev basıp insanları rehin alıp sorgulayan İsraillilere bu kadar imkanı kim tanıdı, ne hakla?
Bu ülkenin Başbakanı'nı öldürmeyi ima edebilen bir ülkeye, "Genelkurmay'da İsrail odası" hazırlatan, İran sınırında dinleme üsleri kurdurtan, yıllardır buradan komşularımıza istihbarat operasyonları yaptırtanlar kimler? Türk iç politikasını dizayn ettirecek kadar, hükümet düşürüp hükümet kurdurtacak kadar bu ülkeyi İsrail'in çıkarları için kullanacak kadar alçalanlar kimler?
Hangi ülke böyle bir onursuzluğa, aşağılanmaya tahammül edebilir?
Nokta atış yapıyorlar. İşlerin bu noktaya gelmesinden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu sorumluymuş, yeni MİT Müsteşarı Hakan Fidan sorumluymuş.. Daha önce "tek sorun Tayyip Erdoğan" diyorlardı. Ondan önce, siyasileri askerle terbiye etme, askeri tahrik etme, darbe yaptırma yöntemlerini deniyorlardı.. Kurban arıyorlar, harcanacak adam arıyorlar... İsrail rahatsızmış; hemen harcayalım, yıpratalım onları değil mi? Ama artık karşılarında bu yöntemle iş kotaracakları bir Türkiye yok, olmayacak da!
Şimdi siz; vatandaşlarınıza kurşun sıkan, hem de karşısına alıp kurşuna dizen, infaz uygulayan askerlerle omuz omuza hangi çıkarı savunacaksınız? Bu ülkenin başbakanının gemisini batırabileceğini söyleyen İsrail Genelkurmay yetkilileriyle hangi ortak çıkar için mücadele edeceksiniz? Hangi sırrı, gizli anlaşmayı bu insanlarla, ülkeyle paylaşacaksınız? Türkiye'den bile gizleyip onlarla paylaşabileceğiniz ne var?
Eğer bu "Türkiye'nin 11 Eylül'ü" ise, eğer "hiçbir şey eskisi gibi olmayacak"sa, bu onursuz, haysiyetsiz anlaşmalara bir an önce son verilmesi gerekiyor. Kayseri'den, Trabzon'dan, Manisa'dan askerleri, o gemide kendi insanlarına kurşun sıkan askerleri yan yana getirecek hiçbir çıkar, amaç meşru değildir, olamaz..
Türkiye'nin İsrail'e ihtiyacı yok. Askeri teknoloji zırvalıkları, bölgesel tehdit saçmalıkları Türkiye'nin sokaklarında hiçbir anlam ifade etmiyor. Yapay bir "ihtiyaç/çıkar" gerekçesiyle insanları daha ne kadar kandırabileceksiniz? Bazı şeyleri daha ne kadar gizleyebileceksiniz?
Bize; Akdeniz'de vururuz, Doğu Akdeniz'de vururuz, İskenderun Körfezi'nde vururuz diyenleri daha ne kadar dost bileceksiniz?
Hadi çıkın, bu anlaşmaların ne olduğunu, bu ülkeye ne yaralar açtığını kamuoyu ile paylaşın. Anlatın da bütün Türkiye, yıllarca nasıl kandırıldığını bir kez olsun görsün. Bu anlaşmaların Türkiye'nin mi çıkarına yoksa dar bir çevrenin mi çıkarına olduğunu anlasın. Bu ülkenin nasıl satıldığını, kullanıldığını, paçavraya çevrildiğini bilsin...
Irak sınırından Ermenistan sınırına kadar İsrail tarafından yapılan sınır ölçümlerinin, arazi taramalarının anlamının ne olduğunu hep birlikte bilelim.
İsrail istihbaratının Türkiye üzerinden İran nükleer çalışmalarını izlediğini, gelişmiş elektronik izleme aygıtlarıyla İran'ı takip eden merkez karargahının Ankara'da olduğunu anlatın...
Türkiye'nin İran ve Suriye sınırlarında İsrail dinleme üslerinin bulunduğunu 2000'li yıllarda burada yazdık. 2006'da İsrail Genelkurmay Başkanı Dan Halutz, Ankara'ya gelip "İsrailli komandoların Bolu ve Hakkari'deki dağ kodmando okullarında eğitilmesini, kışa hazırlık eğitimi almasını" istedi. Ürkmüştük. Sadece pilotları değil, komandoları bile bu topraklarda eğitiyorsak ve bunlar bizi vuruyorsa, bu alçaklığın hesabını birileri mutlaka vermeli.
Bu kadar değer verdiğiniz, kader birliği ettiğiniz ülke şimdi bizi, Türkiye'yi vuruyor. Sadece gemilerde değil, her yerde vuruyor. Şimdi birilerinin fatura ödeme zamanı. Son 15 yıl bu bağımlılıkla geçti. İsrail istihbaratı, askeri birimleri bu ülkenin her yerinde yerini aldı. Siz şimdi, onların modernize ettiği tanklara, uçaklara mı güvenip de Türkiye savunmasından söz edeceksiniz? Anlaşmaları iptal etmezseniz, hangi güvenle İsrail'le birlikte olacaksınız?
Bizi nasıl ikna edeceksiniz? Daha neyi, ne kadar gizleyebileceksiniz?
AB'ye hem de ABD'ye HAYIR... Dosyası, AB'ye hem de ABD'ye HAYIR... Belgesi, AB'ye hem de ABD'ye HAYIR... Programı, AB'ye hem de ABD'ye HAYIR... Oyunları, AB'ye hem de ABD'ye HAYIR... Download, AB'ye hem de ABD'ye HAYIR... Resimleri, AB'ye hem de ABD'ye HAYIR... Hikayeleri, AB'ye hem de ABD'ye HAYIR... Haberleri, AB'ye hem de ABD'ye HAYIR... İndir, AB'ye hem de ABD'ye HAYIR... Yükle, AB'ye hem de ABD'ye HAYIR... Videosu, AB'ye hem de ABD'ye HAYIR... Arşivi, AB'ye hem de ABD'ye HAYIR... Albumü